Prag’a ilk kez gelen herkes aynı soruyla başlıyor: “Nerede kalmalı?” Çünkü bu şehirde konakladığın mahalle, tüm deneyimini değiştiriyor. Old Town’da kalırsan kapıyı açtığın anda tarihin içine düşüyorsun; çan sesleri, taş…
Prag’da gezmek fark etmeden insanı acıktırıyor. Sabah bir köprüde kahve içip yürümeye başlıyorsun, öğlene doğru dar sokaklardan tarçın ve hamur kokuları geliyor, akşamüstü bir bira evinden yükselen kahkahalar seni içeri…
This post is part of a series called charles köprüsü Prag’da bazı yerler sadece görülmez, yaşanır. Charles Bridge de onlardan biri. İlk bakışta taş bir köprü gibi dursa da birkaç…
Prag Kalesi uzaktan bakınca sadece büyük görünüyor, ama yanına yaklaştıkça ağırlaşıyor; sanki taş değil de tarih üst üste yığılmış gibi. Kapıdan içeri girerken garip bir his çöküyor insana, çünkü burada…
Prag’da bazı sokaklar sadece taş değildir. Bazıları cümle taşır. Bazıları gölge taşır. Bazıları ise bir yazarın ayak izini… Kafka’yı okurken insanın içini kaplayan o tuhaf his var ya sanki rüyayla…