Amsterdam, bisikletlerin, köprülerin, müzelerin ve eğlencenin şehri. Peynirleriyle ünlü Hollanda’nın başkenti ama aynı zamanda şaşırtıcı derecede samimi. Yaklaşık 930 bin kişilik kentsel nüfusuyla, büyük bir başkentten çok rahat gezilebilir bir şehir hissi veriyor. İlk kez gitsen bile yabancılık çekmiyorsun; insanlar sıcak, tempo sakin ve şehir yılın büyük bölümünü festivallerle yaşıyor. Tarihi binalar, kanallar boyunca dizilmiş kafeler, küçük restoranlar ve bisiklet üstünde geçen keyifli günler… Amsterdam, insana hızını düşürmeyi hatırlatıyor.
Şehrin bir diğer ilginç yanı ise coğrafyası. Amsterdam, deniz seviyesinin yaklaşık 6–7 metre altında yer alıyor. Bu da küresel ısınma ve yükselen su seviyeleriyle ilgili endişeleri ister istemez akla getiriyor. Hollanda hükümeti bu konuda ciddi önlemler alıyor; çünkü şehrin büyük bölümü çamur ve yumuşak zemin üzerine kurulu. Amsterdam’ın ayakta kalma sırrı burada saklı: Şehir, çamura batmasın diye milyonlarca ahşap kazık üzerine inşa edilmiş. Ortalama bir ev onlarca kazıkla taşınırken, Amsterdam Merkez İstasyonu gibi büyük yapılarda bu sayı binleri buluyor.
Amsterdam’ı özel kılan bir diğer şey ise bisiklet kültürü. Şehirde nüfustan fazla bisiklet olduğu söyleniyor ve buna inanmak zor değil. Eğer tüm bisiklet yollarını gezmek istersen, yaklaşık 400 kilometrelik bir rota seni bekliyor. Burada bisiklet sadece bir ulaşım aracı değil; şehrin dili, ritmi ve günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası.

Amsterdam Nerede?

Amsterdam, Hollanda’nın batısında. Ama benim için bir yön tarifinden çok daha fazlası. Kanalların sessizce eşlik ettiği, bisikletlerin acele etmediği bir şehir. Amsterdam’a geldiğimde hep aynı şeyi hissediyorum: Burada insan yavaşlamayı hatırlıyor.
Amsterdam’a Nasıl Gidilir?

Amsterdam’a ulaşmak düşündüğünden daha kolay. Türkiye’den en pratik yol uçak. Schiphol Havalimanı’na İstanbul’dan yaklaşık 3,5–4 saatlik direkt uçuşlarla varılıyor. Havalimanından şehir merkezine geçmekse sadece 15–20 dakika; trenler sık, yolculuk sakin.
Avrupa’daysan tren de güzel bir seçenek. Amsterdam Centraal, şehrin tam kalbinde. Trenden indiğinde kanallar ve bisikletler seni zaten karşılıyor.Kısacası Amsterdam’a gitmek zahmetsiz; asıl mesele vardığında aceleyi geride bırakmak.
Amsterdam Kaç Günde Gezilir?

Amsterdam için ideal süre 2–3 gün.İlk gün kanallar arasında yürüyüp şehrin ritmini yakalamak, ikinci gün müzeleri ve mahalleleri keşfetmek yeterli oluyor. Daha derin bir keşif isteyenler için 4 gün, şehri acele etmeden hissetmek için güzel bir lüks. Burada mesele kaç gün olduğu değil, zamanı nasıl yaşadığın. 🚲
Amsterdam’a Ne Zaman Gidilir?

Amsterdam’ın en güzel zamanı ilkbahar ve yaz başı. Nisan–Mayıs aylarında şehir uyanır; kanallar parlar, parklar çiçeklenir. Haziran ise uzun günler ve hafif bir tempo demek.Sonbahar daha sakin, renkler daha derindir; yürümeyi sevenler için Eylül–Ekim çok keyiflidir. Kış ise soğuk ama romantik. Kalabalık azalır, şehir daha içe döner.Benim için ideal zaman: bahar. Amsterdam o mevsimde acele etmeden anlatır kendini. 🌷🚲
Amsterdam Güvenli mi?

Amsterdam, genel olarak güvenli bir şehir. Sokaklarda rahatça yürüyebilir, toplu taşımayı günün her saatinde kullanabilirsin. Şehir düzenli, insanlar mesafeli ama saygılı. Elbette her turistik şehirde olduğu gibi kalabalık bölgelerde yankesiciliğe dikkat etmek gerekiyor. Özellikle tren istasyonları ve yoğun meydanlarda çantayı göz önünde tutmak yeterli. Bunun dışında Amsterdam, insanı tedirgin eden değil, rahatlatan bir şehir hissi veriyor.
Amsterdam’da Mutlaka Yapılması Gerekenler

Amsterdam’da yapılacaklar bir “liste”den çok, bir akış gibi. Yine de bazı anlar var ki şehri gerçekten hissettiriyor:
- Bir kafede uzun uzun oturmak
Kahve soğuyabilir ama acele etmezsin. Şehir sana bunu öğretir. - Kanallar boyunca yürümek
Haritaya bakmadan, kaybolmayı göze alarak. Amsterdam en çok bu anlarda kendini açıyor. - Bisikletlilere karışmak 🚲
Hız için değil, ritmi anlamak için. Burada bisiklet bir araçtan çok bir dil. - Bir müzeye girmek
İster Rijksmuseum ister küçük bir galeri olsun; şehir sanatı gündelik hayatın parçası yapıyor. - Vondelpark’ta durmak
Yürümek ya da hiçbir şey yapmamak için. Amsterdam’da durmak da bir aktivite.
Amsterdam Hava Durumu
Amsterdam’da hava, plan yapmayı değil uyum sağlamayı öğretir. Yılın büyük bölümünde bulutlu, serin ve değişken. Güneş bir an görünür, biraz sonra yerini ince bir yağmura bırakabilir.İlkbahar ve yaz aylarında sıcaklıklar genelde 15–25°C arasında seyreder; yürümek ve bisiklete binmek için ideal. Sonbahar daha serin ve romantiktir, renkler güzelleşir. Kış ayları ise soğuk ve nemlidir, ama şehir kalabalığını kaybedip daha sakin bir hâl alır.

Amsterdam’da Şehir İçi Ulaşım
Amsterdam’da ulaşım düzenli, sakin ve şaşırtıcı derecede kolay. Şehir küçük; çoğu yere ya yürüyerek ya da bisikletle ulaşmak mümkün.
- Tramvay
Şehrin omurgası. Merkezde ve turistik bölgelerde en pratik seçenek. - Metro
Daha çok merkezin dışına çıkarken işe yarıyor; hızlı ve net. - Otobüs
Tramvayın ulaşmadığı noktalar için tamamlayıcı. - Bisiklet 🚲
Amsterdam’ın dili. Kurallara uyarsan en özgür yol bu.
Toplu taşıma için tek kart yeterli: OV-chipkaart. Günlük ya da saatlik bilet almak da mümkün.
Amsterdam ulaşım bilgilerine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Amsterdam’da Konaklama Seçenekleri
Amsterdam’da konaklama seçerken önce şunu fark ediyorsun: Bu şehirde nerede kaldığın, gezme biçimini doğrudan etkiliyor. Çünkü her semtin temposu, sesi ve ruhu farklı. İlk kez geliyorsan, merkezde ya da merkeze yakın bir yerde kalmak büyük rahatlık. Kanallara, müzelere ve kafelere yürüyerek ulaşabilmek Amsterdam’ı daha iyi hissettiriyor. Centrum bu anlamda pratik ama biraz kalabalık. Bir tık daha sakin ve karakterli bir atmosfer istersen Jordaan, benim her zaman favorim.
Daha lokal bir Amsterdam görmek isteyenler için De Pijp güzel bir alternatif. Sokakları canlı, yeme içme seçenekleri bol ve merkeze ulaşım kolay. Sanat ve park ağırlıklı bir planın varsa Museum Quarter hem düzenli hem ferah bir bölge.
Konaklama türü konusunda ise şehir oldukça cömert. Butik oteller Amsterdam ruhunu en iyi yansıtan seçenekler. Orta bütçe oteller temiz ve işlevsel. Uzun kalacaksan ya da daha ev hissi arıyorsan daireler mantıklı olabilir. Nerede kalırsan kal, odanın sessizliğine ve ulaşım hattına yakınlığına dikkat etmek önemli.
Hangi Semt Kime Uygun?
- Centrum
İlk kez gelenler, kısa sürede çok yer görmek isteyenler. Her şey yakın ama kalabalık. - Jordaan
Daha sakin, karakterli sokaklar sevenler. Amsterdam’ı biraz daha “yerel” yaşamak isteyenler için ideal. - De Pijp
Yeme içmeyi sevenler, canlı mahalle atmosferi arayanlar. Merkeze ulaşım kolay. - Museum Quarter
Müzeler, parklar ve daha düzenli bir çevre isteyenler. Ailece seyahat edenler için de rahat. - Amsterdam Noord
Kalabalıktan uzak durmak isteyenler. Feribotla merkeze geçmek keyifli ama biraz zaman ister.
Ben genelde konaklama bakarken iki seçeneği birlikte kullanıyorum: Airbnb ve Booking. Çünkü Amsterdam’da her ikisinin sunduğu deneyim farklı.
- Airbnb, özellikle uzun kalacaklar ya da “bir evin içinde yaşama” hissini sevenler için güzel. Mahalle dokusunu hissetmek isteyenlere daha çok yakışıyor.
- Booking, otel ve butik otel seçenekleriyle daha pratik. İlk kez gidenler için risksiz ve karşılaştırması kolay.
O yüzden ikisini de eklemek en doğrusu. Okuyan kişi bütçesine, seyahat süresine ve beklentisine göre karar verebiliyor.👉 Ben genelde önce Booking’den semtlere bakıyorum, sonra aynı bölgede Airbnb seçeneklerini kontrol ediyorum.
Amsterdam Coffee Shop Kültürü (Kısa ve Bilgilendirici)
Amsterdam’daki coffee shop kültürü, kahveden çok özgürlük anlayışıyla ilgili. Merak edilen ama çoğu zaman yanlış bilinen bu kültür, şehirde belirli kurallar ve sınırlar içinde yaşanıyor.
Amsterdam’da Bisiklet Kültürü
Amsterdam’da bisiklet bir ulaşım aracı değil, bir yaşam dili. Kuralları var, ritmi var ve şehri bisikletle gezince her şey daha doğal akıyor.
Amsterdam’da İlk Anda Fark Edilmeyen Şeyler

Amsterdam’ı gezerken insanın dikkatini çeken küçük ama ilginç detaylar var. Bunlardan biri de perde meselesi. Şehirde yerel halkın perde kullanma alışkanlığı pek yok. Camlar açık, iç mekânlar görünür. Hükümetin de bu durumu desteklediği söyleniyor; perde kullanmayan konutlardan daha düşük vergi alındığı biliniyor. Ama amaç insanların özel hayatını izlemek değil. Asıl fikir, şehrin mimarisinin, cephelerin ve yaşamın sokakla olan bağının görünür kalması.
Bir diğer dikkat edilmesi gereken konu ise kanallar. Kanallarıyla ünlü şehir denince akla genelde Venedik geliyor ama kanal sayısı bakımından Amsterdam, Venedik’in önünde. Bu da şehri yürüyerek gezerken küçük bir uyarıyı beraberinde getiriyor: adımlarına dikkat et. Çünkü Amsterdam’da bir sokağın sonu, bazen hiç beklemediğin bir anda bir kanala açılabiliyor.
Amsterdam Evleri Neden Düz Değil?

Amsterdam bataklık bir zemin üzerine kurulu bir şehir. Bu yüzden evler toprağa değil, derinlere çakılmış ahşap kazıkların üzerine inşa edilmiş. Yüzyıllar içinde zemin hareket ettikçe bazı binalar öne ya da yana doğru hafifçe eğilmeye başlamış.
Amsterdam evleri dar ve uzun. Merdivenler o kadar dik ki, büyük eşyaları içerden taşımak neredeyse imkânsız. Bu yüzden birçok evin çatısında kancalar var. Eşyalar halatlarla, doğrudan dışarıdan yukarı çekiliyor. Bir ziyaretimde buna bizzat şahit olmuştum; sokakta durmuş, yukarı doğru süzülen bir koltuğu izlemiştim.
Bataklık bir zemin, yüzyıllık kazıklar ve bu alışkanlık…
Bütün bunlar bir araya gelince, Amsterdam’ın eğri evleri sadece mimari bir detay değil; şehrin geçmişle verdiği sessiz mücadelenin bir parçası gibi duruyor. 🌊🏠
Amsterdam Gezilecek Yerler
Dam Meydanı (Dam Square)

Dam Meydanı, Amsterdam’ın kalbi sayılan yerlerden biri. Şehirle ilk temas çoğu zaman burada başlıyor. Kalabalık, hareketli ve biraz da kaotik. Ama bu karmaşanın içinde Amsterdam’ın ruhuna dair çok şey var.
Meydanın tam karşısında yükselen Kraliyet Sarayı, buranın sadece bir buluşma noktası olmadığını hatırlatıyor. Sokak sanatçıları, güvercinler, turistler ve acele etmeyen yerliler… Hepsi aynı anda aynı karede.
Açıkçası Dam Meydanı benim için uzun uzun vakit geçirilen bir yerden çok, şehre “merhaba” denilen bir durak. Bir kez görüp atmosferini hissetmek yeterli. Sonra ara sokaklara sapınca, Amsterdam asıl yüzünü göstermeye başlıyor.Kısacası Dam Meydanı; Amsterdam’ın en kalabalık, en gürültülü ama en tanıdık başlangıç noktası. Buradan sonra yönünü kanallar belirliyor. 🌍🚶♀️
Anne Frank’in Evi

Anne Frank Evi, Amsterdam’da gezdiğin onlarca yer arasından insanın içini en çok sessizleştiren duraklardan biri. Anne Frank ve ailesinin saklandığı bu ev, müzeden çok bir tanıklık alanı gibi.
Anne Frank, küçük bir Yahudi kız çocuğu. II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerden kaçmak için ailesiyle birlikte Amsterdam’a geliyor. Toplam 8 kişi, 1940’ta Nazilerin Hollanda’yı işgal etmesinden sonra bu evde, gizli bir bölmede yaşamaya başlıyor. Anne o sırada henüz 12 yaşında. İki yıl boyunca saklanırken, Anne korkuya kapanmak yerine yaşadıklarını cesurca günlüğüne yazıyor.
1942’de bu gizli hayat sona eriyor. Yakalanıyorlar ve toplama kamplarına gönderiliyorlar. Yıllar süren bu karanlık yolculuktan yalnızca babası Otto Frank sağ çıkıyor. Savaştan sonra, Anne’in günlüğünü bir kitap olarak yayımlıyor. Bugün dünyayı dolaşan o satırlar, işte burada doğmuş.
Anne Frank ve diğer yedi kişi için iki yıl boyunca sığınak olan bu ev, 1960 yılında müzeye dönüştürülüyor. İçeride günlükler, fotoğraflar ve yaşam öyküsü var. Her şey olduğu gibi bırakılmış. Bu yüzden gezmesi zor; duygusal olarak ağır ama gerekli.
Müze küçük bir alana sahip olduğu için her seferinde sınırlı sayıda ziyaretçi alınıyor. 👉 Biletler sadece online satılıyor ve hızlı tükeniyor. Fiyatlar ve ziyaret detayları zamanla değişebildiği için en güncel bilgiyi müzenin resmi sitesinden kontrol etmek en doğrusu.
Van Gogh Müzesi

Van Gogh Müzesi, çok erken, zamansız ve dramatik bir şekilde kaybedilen bir değerin ardında bıraktıklarını bir araya getiriyor. Van Gogh, henüz 37 yaşında hayatına son veriyor. Kısa ama sarsıcı ömrüne sığdırdığı yüzlerce eser, mektuplar, notlar ve hayatındaki insanlara dair izler bugün bu müzede yan yana duruyor.
1973 yılında ziyarete açılan müze, Van Gogh’u sadece bir ressam olarak değil, insan hâliyle anlatıyor. Resimlerin arasına serpiştirilen mektuplar, ruh hâlindeki değişimleri ve iç dünyasını görünür kılıyor. Bu yüzden burası, tarihe ve resim sanatına ilgi duyanlar için zaten kaçırılmayacak bir durak. ⏰ Açılış ve kapanış saatleri mevsime göre değiştiği için, en güncel bilgiyi müzenin resmi sitesinden kontrol etmek en doğrusu.
Rijksmuseum

Rijksmuseum, Hollanda’nın en büyük tarih ve sanat müzesi. Aynı zamanda Amsterdam’ın en çok ziyaret edilen duraklarından biri. Daha dışarıdan bakarken bile insanı etkileyen, görkemli bir mimarisi var. İçeri girdiğinde ise bu etki katlanarak artıyor.
1800 yılında kurulan Rijksmuseum, adım attığın anda “burada çok şey anlatılacak” hissini veriyor. Sadece bir sanat müzesi değil; burası, Hollanda’nın 800 yıllık tarihinin tek bir çatı altında toplandığı büyük bir hafıza alanı. Uluslararası çapta saygı gören koleksiyonunda pek çok sanatçıya ait çok sayıda eser yer alıyor.
En bilinen duraklardan biri kuşkusuz Rembrandt’ın, özel olarak aydınlatılmış görkemli bir salonda sergilenen The Night Watch (Gece Devriyesi). Bunun yanında Vermeer, Frans Hals gibi Hollandalı ustaların Altın Çağ’dan kalma eserleri de müzenin omurgasını oluşturuyor. Ama Rijksmuseum sadece tablolarla sınırlı değil.
Koleksiyonun içinde heykeller, arkeolojik buluntular, tarihi giysiler, Asya sanatı, baskılar, Hollanda denizcilik tarihine dair objeler ve kültürel açıdan önemli pek çok parça var. Tüm bu eserler, Hollanda tarihini sadece yerel değil, küresel bir bağlamda anlatmak üzere bir araya getirilmiş.
👉 Güncel sergiler, programlar ve etkinlikler için müzenin resmî web sitesini incelemek en doğrusu.
Amsterdam Jordaan Bölgesi

Jordaan, Amsterdam’ın en “yaşanan” yüzlerinden biri. Kanallar daralır, sokaklar sakinleşir, şehir biraz fısıltıya geçer. Merkezin kalabalığından birkaç adım ötede ama bambaşka bir ruh hâli var.
Eskiden işçi mahallesi olan Jordaan, bugün küçük kafeleri, bağımsız dükkânları ve sanat galerileriyle tanınıyor. Burada yürürken acele etmezsin; vitrinlere bakar, bir köşede kahve içip geçenleri izlersin. Amsterdam’ı kartpostal değil, gündelik hâliyle görmek isteyenler için birebir.
Benim için Jordaan’ın en güzel tarafı, plan yapmaya gerek bırakmaması. Bir sokağa saparsın, başka bir sokağa çıkarsın; yol seni zaten doğru yere götürür. Akşamüstleri daha da güzelleşir, ışık yumuşar, kanallar sakinleşir.
Red Light District (Kırmızı Fener Sokağı)

Red Light District, Amsterdam denince akla gelen ilk duraklardan biri. Hatta Hollanda’ya hiç gitmemiş olanların bile zihninde bir imge bırakıyor. Ama burası yalnızca “kırmızı ışıklar”dan ibaret değil; geçmişi 1270’lere uzanan, şehrin en eski mahallelerinden biri.
Tarihine bakıldığında De Wallen’in bir denizci limanı çevresinde şekillendiği görülüyor. Denizcilerin uğrak olduğu yerlerde bu tür faaliyetlerin yaygın olması, bölgenin zamanla bu kimliği kazanmasına yol açmış. Yıllar boyunca dini kurumlar tarafından kapatılmaya çalışılmış, zaman zaman kapandığı da olmuş. Bugünse Hollanda’nın belirlediği yasal çerçeve ve kurallar içinde faaliyet gösteren bir bölge.
Hollanda’da fuhuş, belirli bölgelerde ve kurallar dahilinde yasal. Red Light District’te vitrinlerde çalışan kadınların fotoğrafını ya da videosunu çekmek kesinlikle yasak. Bu hem yasal değil hem de etik. Gizli çekim yapmaya çalışanlara karşı ciddi tepkiler olabiliyor; tatildeyken kimseyle sorun yaşamak istemezsiniz.
Bölgede yalnızca kadınlar değil, trans bireyler de yer alıyor; onlar kendilerini mavi ışıkla gösteriyor. Odalar küçük, genelde 4–5 m² civarında. İlk bakışta ürkütücü gelebilir ama burası şaşırtıcı şekilde Amsterdam’ın en güvenli bölgelerinden biri. Sokaklar 7/24 kameralarla izleniyor; odalarda panik butonları bulunuyor ve ihtiyaç halinde polis anında çağrılabiliyor.
Red Light District’in en bilinen duraklarından biri Casa Rosso. Canlı gösterilerin olduğu bir mekân ve sanılanın aksine ziyaretçilerinin büyük bölümü kadınlardan oluşuyor. Bu tür içerikler ilginizi çekmiyorsa, özellikle akşam saatlerinde burayı pas geçmek daha iyi olabilir.
Kısa özetle: Red Light District, Amsterdam’ın özgürlük anlayışını en çıplak hâliyle yansıtan, tartışmalı ama kentin tarihine sıkı sıkıya bağlı bir bölge. Gidilir, görülür; ama saygı ve sınırlar burada her şeyden önemli.
Bloemenmarkt (Çiçek Pazarı)

Bloemenmarkt, Amsterdam’ın en renkli ve en fotojenik duraklarından biri. Singel Kanalı boyunca uzanan bu pazar, dünyadaki tek yüzen çiçek pazarı olarak biliniyor. Aslında teknelerin üzerine kurulmuş sabit stantlardan oluşuyor; ama suyun üstünde olma fikri bile burayı özel kılıyor.
Bloemenmarkt denince akla ilk gelen elbette laleler. Canlı çiçeklerden çok, lale soğanları satılıyor. Hollanda’nın simgesi hâline gelen bu çiçekler, paketlenmiş hâlleriyle vitrinleri süslüyor. Bunun yanında farklı çiçek tohumları, bitkiler, küçük bahçe aksesuarları ve klasik hediyelikler de var.
Benim için burası alışverişten çok gezinti yeri. Renkler, kokular ve kanal manzarası bir araya gelince kısa bir mola gibi geliyor. Açıkçası fiyatlar turistik sayılabilir; gerçekten çiçek almak yerine bakmak ve fotoğraf çekmek çoğu zaman daha keyifli.
👉 Küçük bir not:
Yurt dışına lale soğanı çıkarma kuralları ülkeye göre değişebiliyor. Alacaksan, paketlerin “ihracata uygun” ibaresi taşımasına dikkat etmekte fayda var.
Rembrandt’ın Evi

Rembrandt Evi, tıpkı Anne Frank Evi gibi, bir yaşam alanıyken sonradan müzeye dönüştürülmüş yerlerden. Ressam Rembrandt, 1639–1656 yılları arasında bu evde yaşamış; en üretken dönemlerinden birini de burada geçirmiş. Ancak 1656’da iflas edince evi terk etmek zorunda kalmış.
Hollanda’nın en önemli ressamlarından biri olması nedeniyle, bu ev 1909 yılında müze olarak ziyarete açılıyor. Bugün içeride dolaşırken klasik bir müzeden çok, bir sanatçının gündelik hayatına tanıklık ediyormuş hissi oluşuyor. Odalar, atölye düzeni ve kullanılan eşyalar oldukça sade ama etkileyici.
Beni en çok etkileyen kısım ise müzenin sunduğu video ve ses deneyimi oldu. Yaklaşık 25 dakika süren bu gösterimde; müzik, projeksiyonlar ve özel efektlerle 17. yüzyıl Amsterdam’ı ve Rembrandt’ın dünyası canlandırılıyor. Sessiz ama güçlü bir anlatımı var; insanı içine çekiyor. Ücretler ve saatler zamanla değişebildiği için gitmeden önce resmi siteye göz atmakta fayda var.

Amsterdam’da Farklı Bir Müze Deneyimi Arayanlara

AMAZE Amsterdam, Stedelijk Müzesi ve WONDR Experience, Amsterdam’da klasik müze anlayışının dışına çıkan üç farklı deneyim sunuyor. AMAZE; ışık, ses ve teknolojiyle duyulara hitap eden sürükleyici bir yolculuk vadederken, Stedelijk modern ve çağdaş sanatın düşünmeye zorlayan yüzünü gösteriyor. WONDR ise tamamen eğlence ve görsel üretim odaklı, renkli ve enerjik bir mola noktası.
Amsterdam’dan Günübirlik Gezilecek Yerler
Amsterdam küçük ama çevresi oldukça zengin. Şehirden fazla uzaklaşmadan, bir gününü ayırarak bambaşka manzaralar ve kasabalar görmek mümkün.
- Zaanse Schans
- Haarlem
- Volendam
- Giethoorn
Amsterdam’a Özgü Lezzetler | Nerede, Ne Yenir?
Amsterdam’da yeme içme, fine-dining’den çok sokakta ve ayakta yaşanıyor. Şehrin simgesi hâline gelmiş birkaç lezzet var ve her biri belirli yerlerde, belirli bir ritüelle yeniyor. Stroopwafel’den haring’e, Amsterdam mutfağını gerçekten tanımak için bu tatların nerede ve nasıl yenmesi gerektiğini bilmek önemli.👉 Detaylı “nerede ne yenir” rehberi için buraya bakabilirsiniz.
Amsterdam Hakkında Sık Sorulan Sorular
Amsterdam güvenli mi?
Evet. Genel olarak güvenli bir şehir. Kalabalık bölgelerde yankesiciliğe dikkat etmek yeterli.
Amsterdam kaç günde gezilir?
2–3 gün ana noktalar için ideal. Daha sakin gezmek isteyenler için 4 gün güzel bir tempo.
Amsterdam’a ne zaman gidilir?
Nisan–Haziran en keyifli dönem. Sonbahar sakin, kış soğuk ama romantik.
Şehir içi ulaşım nasıl?
Tramvay, metro, otobüs ve bisiklet yaygın. Merkezde yürüyerek de çok şey görülebilir.
Amsterdam pahalı mı?
Evet, ortalamanın biraz üzerinde. Merkezden uzaklaştıkça fiyatlar düşer.
Amsterdam evleri neden eğri?
Şehir bataklık zemin üzerine kurulu. Evler ahşap kazıklar üzerinde ve zamanla eğilebiliyor.
Bisiklet kiralamak mantıklı mı?
Evet ama kurallara dikkat şart. Bisikletliler trafikte öncelikli.
Musluk suyu içilir mi?
Evet. Amsterdam musluk suyu temiz ve içilebilir.
Kanal turu gerekli mi?
Şehri farklı açıdan görmek için güzel ama şart değil. Fiyatları karşılaştırmak önemli.
İlk kez gidenler için en iyi semt hangisi?
Centrum, Jordaan ve Museum Quarter başlangıç için ideal.




