Roma sanatının uzmanlık alanı mimari

Roma mimarisi,  listemizde dünyanın en uzun süre hüküm sürmüş imparatorluğuna başkentlik yapmış, ROMA’yı keşfetmeye devam ediyoruz. İstanbul gibi 7 tepe üzerine kurulmuş Roma. Kalabalık bir şehir olsa da, nüfusu İstanbul’la kıyaslanamaz. İtalya ve Roma imparatorluğu hakkında detaylı bilgiye ilgili yazılarımızdan ulaşabilirsiniz.

Roma İstanbul
Nufus 2,8 milyon – 2017 15,5 milyon – 2018
Yüzölçümü 1.285 km 5.461 km

Roma gezilecek yerler, Roma gezi yazımızın tamamına burdan ulaşabilirsiniz.

MÖ 1. ve MS 4. yüzyıllar arasında merkezi italya olmak üzere roma imparatorluğunun egemen olduğu akdeniz havzası ve çevresini etkileyen bir mimaridir.Bu mimari tür, MS 4. yüzyılda hristiyanlığın resmen kabulu ile bir hristiyan mimarisi halini almış, roma imparatoluğunun ikiye ayrılmasından sonra 15. yüzyıla kadar yaşayan doğu Roma mimarisi ise Bizans mimarisi adı ile tanınmıştır.

Malzeme olarak beton ve tuğlanın,strüktür olarak, kemer ve kubbenin kullanılması Roma mimarisi’ nin başlıca özelliklerindendir. Bu özellikler romalılara çok katlı ve büyük iç mekanlara sahip anıtsal yapılar inşaa etme imkânını vermiştir.

Roma sanatı büyük ölçüde mimarîde kendini gösterir. Çoğun­luğu Romalı olan mimarlar, kemerli, tonozlu ve kubbeli yapım tekniğini geliştirmişlerdir. Mekâna önem kazandırıp, anıtsal yapı düzenini bunun üzerine kuran bir üslûp oluşturmuşlardır.Akdeniz ve çevresini içine alan Roma İmparatorluğu, üç kıtanın çeşitli mimarî biçimlerini benimsemekle beraber, yapısına Roma damgasını vurmayı başarmıştır.Romalıların hafif ahşap çatı örtüsü yerine, büyük açıklıkların üzerini örten kagir tonoz ve kubbeyi tercih etmeleri, ağır taşıyıcı duvarların önemini artırmıştır. Bu nedenle sütunlar daha çok dekoratif amaçlarla kullanılmıştır.Onların taş ya da tuğlaları bağlamada harç kullanmış olmaları, büyük yapı­ların gelişmesini sağlamıştır. Taş, tuğla kırıkları ve kireçle karışık sıvı harç­tan meydana getirdikleri bu betona horasan denilir.

Etrüsk tapınaklarının etkisi altında yapılan Roma tapınakla­rının bazıları da Yunan tapınaklarına benzemektedir. Bunların yanı sıra, bir cephesi revaklı ve büyük bir merdivenle çıkılan yüksek bir kaide (podium) üzerine oturtulmuş olanlar da vardır. Roma tapınağını Yunan tapınağından farklı kılan husus da, Romalıların merdiven ve sütunları binanın ön cephe­sine yapmış olmalarıdır. Ayrıca, Yunan tapınakları bağımsız olarak yapılır­ken, Roma tapınakları, çoğunlukla kutsal mekânların bir ünitesi şeklinde inşa edilmişlerdir.Sütun başlıkları ve taşıdıkları saçaklar Korint düzenindedir.Roma’nın imparatorluk düzeyine eriştikten sonraki zamanlarında değişik tiplerde tapınaklar yapılmıştır.

Özel­likle daire plânlı ve kubbeyle örtülü yapılanlar karakteristik niteliktedirler. Roma’daki Pantheon, 43 m. çapındaki kubbesiyle, Antik dönemin kubbeli ve merkezî plânlı yapılarının en büyük ör­neğidir.Romalıların egemen olduğu dönem­de Anadolu’da yapılan tapınaklar, yine Yunan tarzında inşa edilmiş, Roma tar­zı benimsenmemiştir. Bunların içinde en iyi korunmuş olanı Çavdarhisar (Kütahya) Zeus Tapmağı ‘dır. Bu yapı M.S. II. yy.’da Hadrianus tarafından yapılmıştır. Ayrıca Ankara’daki Augustııs (Ogüst) ve Ro­ma Tapınağı da Roma döneminden kal­mıştır.

Roma Mimarisi

Tiyatro
Dinsel törenler, tragedya ve komedya türü oyunların sergilendiği tiyatroların ortaya çıkışları dinsel nedenlere dayanmaktadır.
Tiyatrolar ilk olarak M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllarda ortaya çıkmaktadır. Tiyatrolarda gösteriler M.Ö. 4. yüzyıla kadar açık havada, daire biçimli zemini sıkıştırılmış topraktan olan orkestrada yapılmaktaydı. Seyirciler ise orkestrayı çevreleyecek biçimde bir yamaca dizilmekteydiler ya da yamaca kurulmuş ahşap sıralarda oturmaktaydılar. Yine bu dönemde sahne de ahşaptan yapılıyor olmalıydı. M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren taştan yapılmış tiyatrolar görülmeye başlanır. Romalılar ise geç dönemlere kadar tam anlamıyla taş tiyatrolara sahip olmadılar.

Anfitiyatro
Gladyatör oyunları, yarışlar, hayvan ve insan mücadeleleri için kullanılan bir alanın etrafım çevreleyen basamaklı oturma bölümlerinden meydana gelmiş, büyük boyutlu tiyatrolardır. En büyüğü Ro­ma’daki Colesseum (Kolezyum)’dur.

Hamam
Roma hamamları, halkın ortak olarak kullandığı gimnazyum, kütüphane gibi yapıların da birleştirilmesiyle anıtsal bir bütünlük içinde inşa edilmişlerdir.Roma hamamlarının fonksi­yonel açıdan özel hacimleri vardır: Soyunma yerleri, so­yunduktan   sonra girilen ılık hacim sıcak hamam kısmı ve yıkandıktan sonra soğuk suyla yıkanılan yer.Sıcak kısımda bazen havuz bulunurdu. Hamamların kadınlar ve erkekler için ayrı bölümler şeklinde yapıldığı da görülmektedir.Roma hamamlarının döşeme altındaki boşluklardan ve duvar içlerindeki borularda dolaşan sıcak hava ile ısıtma tekniği, sonradan Bizans ve Türkler tarafından da kullanılmıştır.

Gimnazyum
Bu yapı tipi, Anadolu’da Yunan geleneğinin etkisiyle orta­ya çıkmıştır. Örneğin Bergama’daki Üst Gimnazyum adı verilen yapı; hama­mı, stadyumu ve diğer öğelerle birlikte Hellenistik ve Roma döneminde oluş­muş özgün bir yapı örneğidir. Yine Efes’teki Vedius Gimnazyumu (M.Ö. II. yy.) bu yapıların en güzelleri arasındadır.

Bazilika
Uzunlamasına gelişmiş, dik dörtgen hacim düzenine sahip, sü­tun dizilerince taşınan bir yapı türüdür. İlk bazilikalar Romalılar tarafından yapılmıştır. Din dışı bazı kamu işleri için kullanılırlardı. Daha sonradan Ki­lise görevi gören Hristiyan bazilikaları bunları örnek alarak yapılmıştır.

Forum
Roma kentlerinin merkezinde yer alan ve çevresi bazilika gibi önemli kamu binalarıyla kuşatılan büyük sivil yapı topluluklarıdır. Forumlar Yunan çağındaki ago­raların işlevini yerine getirmişlerdir. Roma çağında yapılan Anado­lu forumları, Yunanlılar zamanındaki agora ka­rakterini devam ettir­miştir. Anadolu’daki bü­tün antik kentlerde, düzgün plânlı arkadlar­la çevrili alanlar olarak çok sayıda örnekleri vardır.

Stadyum
Atletik oyunların ve yarışmaların yapıldığı uzun anfıtiyatro biçimindeki yapılardır.Batı Anadolu’da Afrodias ve Antalya çevresinde bulunan Perge (M.Ö. II. yy.) en iyi korunabilen örnekler arasındadır.Yukarıdaki yapı tipleri dışında mausoleum (mozole) denen mezar yapıla­rı, nimfeum adı verilen anıtsal çeşmeler, castrum denen askerî kamp merkez­leri, kütüphaneler, zafer takları ve şehir kapıları sayılabilir.İtalya’daki kadar olmamakla beraber, Anadolu’da da benzer şehir kapıla­rı gelişmiştir. Antalya’daki Hadriyanus (117-138) döneminde yapılan şehir kapısı iyi korunabilen örneklerdendir.

Komut – Ev
Romalılarda saray, villa, yüksek katlı ya da tek kat ev tipleri geniş kentlerin ana dokusunu meydana getirirler. Vezüv yanardağının kül ve lavları altında kalan Pompei ile Herkulanum şehrindeki evler. Roma evleri hakkında bilgi edinilmesini sağlamıştır.Anadolu’daki Roma evleri Yunan-Hellenistik çağın etkisindedir. Evler sütunlu bir iç avlu çevresinde olacak biçimde yapılmışlardır. İtalyan evlerinde de buna benzer şekilde; atrium denilen, çoğu kez sütunlu, küçük bir avlu bulunurdu. Sonraları bu atrium ev tipinin gerisine sütunlu avlular, daireler ve bir de bahçe katılmıştır.M.S. 1. yy.’dan başlayarak apartman tipi evler yapılmaya başlanmıştır.

Saraylar
Roma İmparatorluğu’nun sarayları Palatin tepesindeydiler. Bu saraylar tören daireleri, oturma daireleri ve bahçe olmak üzere üç temel unsurdan meydana gelmektedirler. Bir de Adriyatik kıyısında bulunan Spalato’da yapılmış bir saray bulunmaktadır. M.S. III. yy.’da inşa edilen bu saray, ıssız bir yerde ve etrafı surlarla çevrilidir. Spalato Sarayı, Roma ordugâhlarında kullanılan plânın saray mimarlığına dönüşümüne örnektir.

Related Place